
Bir Şarkısın Sen..
Uzun zamandır TV'de bir program yapmak istiyordum. Sevenlerim "Erol Bey niye köşenize çekildiniz, niye ortalarda yoksunuz?" diye sitem ediyorlardı. Oysa 2005 ve 2006 yıllarında; yıllar önce Çiğdem Talu ve Melih Kibar ile yaptığımız unutulmaz şarkıları iki CD olarak piyasaya sürünce bir rüzgar esmişti: Amerikalılar geri dönüş anlamında "come back" diyorlar. Biz, "biz pazarına nur yağdı" deriz (!) Ve bu rüzgarla ben kendimi çok yoğun bir konser programının içinde buldum. Hala da sürüyor konserler. Ama TV'ye bir şey yapmazsanız "Ortalarda yoksunuz!" Bunun için uzun süredir TV'de bir program istiyordum, ama bana sunulan projeler içime sinmiyordu. Silahların konuştuğu filmler, katillerin kahraman gibi sunulduğu diziler, vasat müzik eğlence programları, "bu ülkede hiç mi iyi bir şey olmuyor?" dedirten haber bültenleri, özetle bu düzeysizlik ve şiddet ortamında ne yapabilirim diye düşünürken, yapımcı Burçin ve Gülçin Özdemir kardeşler İtalya RAİ 1 kanalında yayınlanan bir formatı izlettiler bana. Mucize sesli çocuklar, son elli yılın sevilen şarkılarını söyleyerek ve ünlü yıldızlarla düetler yaparak geçmiş ve gelecek arasında ışıklı köprüler kuruyorlardı. Çok heyecanlandım. Burçin Özdemir hemen ekledi : "11 ilde bir tarama yapacağız. İstediğimiz kadar yetenekli çocuklar bulamazsak, projeyi hayata geçiremeyeceğiz". Güldüm ve "Öyle mucize sesli çocuklar bulacaksınız ki, hepimiz şaşıracağız" diye cevapladım. Bu coğrafyada, bu topraklarda doğan çocukların yeteneğine yürekten inanıyordum. Sonuçlar yalnız yapım ekibini değil tüm Türkiye'yi şaşırttı.
9-16 yaşları arasında 3500 çocuk içinden seçilen 20 çocuğumuz şarkı ve türküleriyle aylarca Türkiye'ye neşe saçtılar ve program rekor izlenme oranlarıyla Cumartesi gecelerinin sürekli birincisi olarak Türk Halkı'nın haklı sevgisini kazandı "Bir Şarkısın Sen"… Yüksek izlenme oranı ile belli bir kültür düzeyinin berraklığını aynı programda buluşturmuştuk. Çok değerli eleştiriler alıyorduk. Çok mutluyduk. Ben de böylece sevdiklerimin "Neredesiniz Erol Bey?" sitemlerinden kurtulmuş oldum.
Bu arada olumsuz eleştiriler de oldu : "Çocuklar kullanılıyor" dendi. Oysa çocukların asla yarıştırılmadığı programda; takım ruhu öne çıkarılıyor, çocuklara gelecekle ilgili popstar vaatleri verilmiyordu. Üstelik yaşamlarında müziği seçeceklerse mutlaka eğitim almaları gerektiği vurgulanıyor ve bu konuda destek sözü veriliyordu. Ve çocuklar müzik hocaları, psikologları ve kulak burun boğaz uzmanlarınca özenle korunuyor, yanı sıra İstanbul'da yerleştirildikleri okulda eğitimlerini sürdürüyorlardı.
"Çocuklar kullanılıyor, istismar ediliyor" ne kadar kolaycı bir söylem, değil mi? İnsan haklarının ileri olduğu toplumlarda Oscar'lı çocuk yıldızlar, çocuk sporcular; ülkemizde de Ayşecikler, Ömercikler, Yumurcaklar, dizilerde rol alan çocuk oyuncular acaba hep istismar edilip, kullanılıyorlar mı?
"Çocukları kullanmamak için acaba onları hiç ortaya çıkarmasak mı? Satranç oynamasınlar, spor müsabakalarına katılmasınlar, tiyatro oyunlarında yer almasınlar, TV'de şiir okumasınlar, şarkı söylemesinler… Ama programımızı çok beğenerek konuk olan Sayın Hakkı Devrim "ben çocukları yaşamın her dalında, korunmaları şartıyla görmek istiyorum" diyor… Küçük Emrahlar, küçük Ceylanlar zamanında yeterince korunamadı diye, şimdi tüm çocukları cezalandırıp, mahkum mu edeceğiz?
Psikolog Prof. Dr. Haluk Yavuzer ve eşi Dr. Nurgül Yavuzer, programımıza konuk olup: " Ülkemizin farklı köşelerinde gizli yetileri keşfedilen, üstün müzik yeteneğine sahip çocuklarımızın proje kapsamında müzik eğitimine yönlendirilmesi, ülkemiz çocukları için özendirici bir model oluşturmaktadır. Programın bireysel başarıyı teşvik eden bir yarışma olmak yerine, grup dayanışması içinde performansların icra edilmesi şeklinde sunulması, çocuk ve ergen grubunun dayanışmasını sağlayan örnek bir proje niteliğine dönüşmesine sebep olmuştur."
Bu ülkede çocuklar yıllardır "Öğrenci Hazırlama Kursları" ve "Kolej Giriş Sınavları" gibi hiçbir uygar ülkede olmayan yöntemlerle eğitiliyorlar. Tırnaklarını yiyen, saçları dökülen binlerce çocuğu görmezden gelip, neşe ile şarkı söyleyen çocuklarımız için "İstismar ediliyorlar" denmesi ne kadar doğru acaba? Müziğe aşık bir çocuk olarak kendi çocukluğumda şarkı söyleyebileceğim böyle bir imkan olsaydı ömrümden birkaç yıl verirdim.
"Çocuklara makyaj yapılıyor, çocuklara süslü giysiler giydiriliyor" deniyor. TV'ye çıkan iş adamları, siyasiler, sporcular, sanatçılar ve çocuklar dahil herkese temel TV makyajı yapılır yoksa binlerce volt ışık altında ölü gibi görünür insan.
Çocukların giysileri ise çocuk butiklerinden temin ediliyor. Sade olmalarına ve çocukları yansıtmalarına özen gösteriliyor. Doğum günü, düğün gibi özel günler için tasarlanmış şık çocuk giysilerinin bazıları büyüklerin giysilerine özense de Türk Toplumu'nun yansıması bu.
"Çocuklar büyüklerin şarkılarını söylüyorlar, ruh sağlıkları bozulacak" diye eleştiriliyorlar. Evet, çocuklar büyüklerin şarkılarını söylüyorlar, çünkü programın amacı geçmiş yılların şarkıları ve ses yıldızlarıyla çocukları buluşturmak, geçmişle geleceği kucaklaştırmak. Uluslararası formatta aynen böyle. Çocuklardan, çocuk şarkılarını çocuk programlarında izliyoruz zaten. Hem çocuklar her zaman büyüklerin şarkılarına özenirler, onları söylemek isterler. Ben de 4 yaşındayken "Sevdim Bir Genç Kadını… " diye tango söyleyerek herkesi güldürürmüşüm. Ruh sağlığıma olumsuz bir etkisi olduğunu sanmıyorum.
Değerli Sanatçı Dostum Zülfü Livaneli, Vatan'daki köşe yazısında şöyle diyor : "Son günlerde programla ilgili çok olumlu sözler duyuyorum, ben de zevkle izliyorum. Bence bu program desteklenmeli çünkü çocukları şiddet ve kavgaya değil, şarkı söylemeye özendiriyor."
Show dünyasında ve gece hayatında birkaç yıldır yoğun bir şekilde kullanılan Led ışıkların epilepsi hastalığını tetiklediği söylentisi ise TV showmenlerinin değil, sağlık kurumlarının uzmanlık alanı. Akla gelen ilk soru :"O halde tüm dünyada; eğlence sektöründe ve gece hayatında yıllardır niçin kullanılıyor?" Boğaz Köprüsü ışıklandırmasının da Led ışıklarla sağlandığını hatırlatırım.
Engelli çocukların konuk olarak programa katılıp şarkı söylemelerini duygu sömürüsü olarak değerlendirenlere de birkaç sözüm var: İlk gençliğimde yurt dışına çıktığımda "ne kadar çok engelli var, çok şükür bizde az" derdim. 70'li yılların ortasında Prof. Dr. Hıfzı Özcan'dan, Spastik Çocuklar Derneği üyeliği için bir davet aldığımda ve dernek için çalışmaya başladığımda acı gerçeği öğrenmiştim. Bizde de aynı oranda, hatta bilgisizlikten belki de daha çok engelli vatandaşımız vardı ama uygar batıdaki gibi toplum içine karışmıyorlar, evlerine kapanıp kalıyorlardı. Çünkü onları topluma kazandıracak fiziki ve manevi şartlar yeterli değildi. Kentlerde kaldırımlar, yollar, toplu taşıma araçları engellilere göre düzenlenmemişti. Ayrıca iş imkanları ve toplumun engellileri acımadan benimseyecekleri sosyal olgunluk oluşmamıştı.
Türkiye Spastik Çocuklar Vakfı ve Derneği yanı sıra, engellilere hizmet sunan birçok vakıf ve dernek engellileri sosyal yaşama kazandırırken, biz de bu çabaya destek vermek ve dikkatleri bu önemli konuya çekmek istedik. Biz engelli çocuklarımıza acıyarak bakmıyoruz ki onlarla duygu sömürüsü yapalım.
9. Cumhurbaşkanımız Sayın Süleyman Demirel önce beni telefonla arayıp, daha sonra da ricamız üzerine programa telefonla bağlanıp "Tebrik ederim, çok değerli bir iş yapıyorsunuz, çocukların eğitimi konusunda her türlü desteğe hazırım" dediler. Biz de çocuklarımıza yaşamlarını müzikle sürdürmek istiyorlarsa, eğitim almaları gerektiğini, konservatuar sınavlarını kazanırlarsa, onlara destek olacağımızı, her fırsatta hatırlatıyoruz.
15 hafta süren bu yayın döneminde program; hemen her Cumartesi gün birincisi olurken, seyircilerimizden gelen binlerce mail, telefon ve faks bize çok doğru ve güzel bir program yaptığımızı müjdeliyor. Teşekkürler Türkiye!
Şu anda ekiplerimiz yeni genç yetenekleri Türkiye'ye tanıtmak için ülkemizi ve Avrupa'yı dolaşıyorlar. Ramazan ayında yetenekli çocuklarımızla birlikte olmak üzere şimdilik hoşçakalın.
9-16 yaşları arasında 3500 çocuk içinden seçilen 20 çocuğumuz şarkı ve türküleriyle aylarca Türkiye'ye neşe saçtılar ve program rekor izlenme oranlarıyla Cumartesi gecelerinin sürekli birincisi olarak Türk Halkı'nın haklı sevgisini kazandı "Bir Şarkısın Sen"… Yüksek izlenme oranı ile belli bir kültür düzeyinin berraklığını aynı programda buluşturmuştuk. Çok değerli eleştiriler alıyorduk. Çok mutluyduk. Ben de böylece sevdiklerimin "Neredesiniz Erol Bey?" sitemlerinden kurtulmuş oldum.
Bu arada olumsuz eleştiriler de oldu : "Çocuklar kullanılıyor" dendi. Oysa çocukların asla yarıştırılmadığı programda; takım ruhu öne çıkarılıyor, çocuklara gelecekle ilgili popstar vaatleri verilmiyordu. Üstelik yaşamlarında müziği seçeceklerse mutlaka eğitim almaları gerektiği vurgulanıyor ve bu konuda destek sözü veriliyordu. Ve çocuklar müzik hocaları, psikologları ve kulak burun boğaz uzmanlarınca özenle korunuyor, yanı sıra İstanbul'da yerleştirildikleri okulda eğitimlerini sürdürüyorlardı.
"Çocuklar kullanılıyor, istismar ediliyor" ne kadar kolaycı bir söylem, değil mi? İnsan haklarının ileri olduğu toplumlarda Oscar'lı çocuk yıldızlar, çocuk sporcular; ülkemizde de Ayşecikler, Ömercikler, Yumurcaklar, dizilerde rol alan çocuk oyuncular acaba hep istismar edilip, kullanılıyorlar mı?
"Çocukları kullanmamak için acaba onları hiç ortaya çıkarmasak mı? Satranç oynamasınlar, spor müsabakalarına katılmasınlar, tiyatro oyunlarında yer almasınlar, TV'de şiir okumasınlar, şarkı söylemesinler… Ama programımızı çok beğenerek konuk olan Sayın Hakkı Devrim "ben çocukları yaşamın her dalında, korunmaları şartıyla görmek istiyorum" diyor… Küçük Emrahlar, küçük Ceylanlar zamanında yeterince korunamadı diye, şimdi tüm çocukları cezalandırıp, mahkum mu edeceğiz?
Psikolog Prof. Dr. Haluk Yavuzer ve eşi Dr. Nurgül Yavuzer, programımıza konuk olup: " Ülkemizin farklı köşelerinde gizli yetileri keşfedilen, üstün müzik yeteneğine sahip çocuklarımızın proje kapsamında müzik eğitimine yönlendirilmesi, ülkemiz çocukları için özendirici bir model oluşturmaktadır. Programın bireysel başarıyı teşvik eden bir yarışma olmak yerine, grup dayanışması içinde performansların icra edilmesi şeklinde sunulması, çocuk ve ergen grubunun dayanışmasını sağlayan örnek bir proje niteliğine dönüşmesine sebep olmuştur."
Bu ülkede çocuklar yıllardır "Öğrenci Hazırlama Kursları" ve "Kolej Giriş Sınavları" gibi hiçbir uygar ülkede olmayan yöntemlerle eğitiliyorlar. Tırnaklarını yiyen, saçları dökülen binlerce çocuğu görmezden gelip, neşe ile şarkı söyleyen çocuklarımız için "İstismar ediliyorlar" denmesi ne kadar doğru acaba? Müziğe aşık bir çocuk olarak kendi çocukluğumda şarkı söyleyebileceğim böyle bir imkan olsaydı ömrümden birkaç yıl verirdim.
"Çocuklara makyaj yapılıyor, çocuklara süslü giysiler giydiriliyor" deniyor. TV'ye çıkan iş adamları, siyasiler, sporcular, sanatçılar ve çocuklar dahil herkese temel TV makyajı yapılır yoksa binlerce volt ışık altında ölü gibi görünür insan.
Çocukların giysileri ise çocuk butiklerinden temin ediliyor. Sade olmalarına ve çocukları yansıtmalarına özen gösteriliyor. Doğum günü, düğün gibi özel günler için tasarlanmış şık çocuk giysilerinin bazıları büyüklerin giysilerine özense de Türk Toplumu'nun yansıması bu.
"Çocuklar büyüklerin şarkılarını söylüyorlar, ruh sağlıkları bozulacak" diye eleştiriliyorlar. Evet, çocuklar büyüklerin şarkılarını söylüyorlar, çünkü programın amacı geçmiş yılların şarkıları ve ses yıldızlarıyla çocukları buluşturmak, geçmişle geleceği kucaklaştırmak. Uluslararası formatta aynen böyle. Çocuklardan, çocuk şarkılarını çocuk programlarında izliyoruz zaten. Hem çocuklar her zaman büyüklerin şarkılarına özenirler, onları söylemek isterler. Ben de 4 yaşındayken "Sevdim Bir Genç Kadını… " diye tango söyleyerek herkesi güldürürmüşüm. Ruh sağlığıma olumsuz bir etkisi olduğunu sanmıyorum.
Değerli Sanatçı Dostum Zülfü Livaneli, Vatan'daki köşe yazısında şöyle diyor : "Son günlerde programla ilgili çok olumlu sözler duyuyorum, ben de zevkle izliyorum. Bence bu program desteklenmeli çünkü çocukları şiddet ve kavgaya değil, şarkı söylemeye özendiriyor."
Show dünyasında ve gece hayatında birkaç yıldır yoğun bir şekilde kullanılan Led ışıkların epilepsi hastalığını tetiklediği söylentisi ise TV showmenlerinin değil, sağlık kurumlarının uzmanlık alanı. Akla gelen ilk soru :"O halde tüm dünyada; eğlence sektöründe ve gece hayatında yıllardır niçin kullanılıyor?" Boğaz Köprüsü ışıklandırmasının da Led ışıklarla sağlandığını hatırlatırım.
Engelli çocukların konuk olarak programa katılıp şarkı söylemelerini duygu sömürüsü olarak değerlendirenlere de birkaç sözüm var: İlk gençliğimde yurt dışına çıktığımda "ne kadar çok engelli var, çok şükür bizde az" derdim. 70'li yılların ortasında Prof. Dr. Hıfzı Özcan'dan, Spastik Çocuklar Derneği üyeliği için bir davet aldığımda ve dernek için çalışmaya başladığımda acı gerçeği öğrenmiştim. Bizde de aynı oranda, hatta bilgisizlikten belki de daha çok engelli vatandaşımız vardı ama uygar batıdaki gibi toplum içine karışmıyorlar, evlerine kapanıp kalıyorlardı. Çünkü onları topluma kazandıracak fiziki ve manevi şartlar yeterli değildi. Kentlerde kaldırımlar, yollar, toplu taşıma araçları engellilere göre düzenlenmemişti. Ayrıca iş imkanları ve toplumun engellileri acımadan benimseyecekleri sosyal olgunluk oluşmamıştı.
Türkiye Spastik Çocuklar Vakfı ve Derneği yanı sıra, engellilere hizmet sunan birçok vakıf ve dernek engellileri sosyal yaşama kazandırırken, biz de bu çabaya destek vermek ve dikkatleri bu önemli konuya çekmek istedik. Biz engelli çocuklarımıza acıyarak bakmıyoruz ki onlarla duygu sömürüsü yapalım.
9. Cumhurbaşkanımız Sayın Süleyman Demirel önce beni telefonla arayıp, daha sonra da ricamız üzerine programa telefonla bağlanıp "Tebrik ederim, çok değerli bir iş yapıyorsunuz, çocukların eğitimi konusunda her türlü desteğe hazırım" dediler. Biz de çocuklarımıza yaşamlarını müzikle sürdürmek istiyorlarsa, eğitim almaları gerektiğini, konservatuar sınavlarını kazanırlarsa, onlara destek olacağımızı, her fırsatta hatırlatıyoruz.
15 hafta süren bu yayın döneminde program; hemen her Cumartesi gün birincisi olurken, seyircilerimizden gelen binlerce mail, telefon ve faks bize çok doğru ve güzel bir program yaptığımızı müjdeliyor. Teşekkürler Türkiye!
Şu anda ekiplerimiz yeni genç yetenekleri Türkiye'ye tanıtmak için ülkemizi ve Avrupa'yı dolaşıyorlar. Ramazan ayında yetenekli çocuklarımızla birlikte olmak üzere şimdilik hoşçakalın.
Ekip Çalışmasının Önemi 10 Nisan 2009